Otobüsle Seyahat: 34 Saatlik Yolculuğun Perde Arkası (Uyuyamadım)
Otobüsle Seyahat: 34 Saatlik Yolculuğun Perde Arkası (Uyuyamadım)
Ucuz olsun dedim, ruhum özgür kalsın dedim… ama 34 saat boyunca otobüste oturacağımı hesaba katmadım. 2022’nin Ekim ayında Batı Sumatra’da Padang’dan Medan’a yaptığım bu yolculuk, hayatımın en uzun, en uykusuz ama bir o kadar da öğretici yolculuğuydu. Şimdi dönüp bakınca sadece “keşke uçak alsaydım” değil, “iyi ki otobüsle gitmişim” de diyebiliyorum. Çünkü bazı şeyler sadece rahatsız koltuklarda, terli cam kenarlarında öğreniliyor.
İçindekiler
- 1.Her Şey Bir Fiyat Karşılaştırmasıyla Başladı→
- 2.İlk 6 Saat: Umut, Konfor ve Tatlı Bir Yanılsama→
- 3.Gece Yarısı: Uyku Nerede, Ben Kimim?→
- 4.Sabah 5: Yorgunluk + Manzara = Varoluşsal Karma→
- 5.Gerçekler ve Rakamlar→
- 6.Zorluklar: Fiziksel + Mental Dayanıklılık→
- 7.Varış Noktası: Zafer Gibi Bir Ulaşma Hissi→
- 8.Sonuç: Değer miydi?→
1. Her Şey Bir Fiyat Karşılaştırmasıyla Başladı
Padang’da sahilde bir warungda oturuyordum, elimde soğuk bir Teh Botol, önümde Skyscanner açık. uçak bileti: 120 dolar. O anda içimdeki cimri gezgin birden uyandı. “Ya bir de otobüs fiyatlarına bak be Esat,” dedi. Ve işte o cümle, 34 saatlik bir kaderin başlangıcı oldu.
Sumatra Express diye bir firma buldum. 22 dolar. Üstelik “VIP sleeper seat” diye bir seçenek var, sadece 5 dolar farkla. “Tamam,” dedim, “ben bu işi çözdüm. Yatarım, Netflix açarım, sabah Medan’dayım.” Spoiler: Ne yatabildim, ne Netflix açabildim, ne de sabah vardım. Ama neyse, o kısmı birazdan.
Biletimi aldım, terminale gittim. Padang terminali şaşırtıcı derecede düzenliydi. Check-in masası, bagaj etiketi, dijital ekranlar… Kendimi bir an için otobüs terminalinde değil, küçük bir havalimanında sandım. Koltuğum cam kenarıydı, önümde minik bir ekran, yanımda plastik poşete sarılmış battaniye. “Oha, bu VIP işi cidden iyiymiş” dedim. 15 dakika sonra ekranın çalışmadığını, battaniyenin 2007’den beri yıkanmadığını fark ettim. Olsun, manzara vardı.
2. İlk 6 Saat: Umut, Konfor ve Tatlı Bir Yanılsama
Akşam 7 gibi yola çıktık. Hava kararıyor, Padang trafiği yavaş yavaş arkamızda kalıyor. Yanımda 60’larında bir Endonezyalı teyze oturuyor. Telefonunda Facebook’tan dans videoları izliyor, ses sonuna kadar açık. Arada bana dönüp gülümsüyor. Ben de gülümsüyorum, çünkü başka çarem yok.
Dışarıda Harau Vadisi’nin karanlık silueti, içeride hafif klima sesi. Koltuğumu yatırıyorum, battaniyemi çekiyorum, “bu iş olacak” diyorum. Görevli bir ara su getiriyor, yüzümdeki gülümseme büyüyor. “22 dolara uçak konforu, helal olsun” diyorum içimden. Saat 00.30. O gülümseme hâlâ suratımda… ama biraz kasılmaya başladı.
3. Gece Yarısı: Uyku Nerede, Ben Kimim?
Koltuğum “yataklı”ymış, ama o yatak 120 derece falan yatıyor. Tam “yat” demek istemişler ama utanmışlar herhalde. Her virajda sağa sola savruluyorum. Bir yanda teyzenin telefonundan çıkan komik video sesleri, bir yanda otobüsün motor gürültüsü. Uyumam imkânsız. Kulaklığımı takıyorum, Ezhel açıyorum, ama teyzem Ezhel’i bile bastırıyor. Gözüm saatte: 03.12. İçimden kendime bağırıyorum: “100 dolar için bunu mu yaptın be Esat!”
Uykusuzluktan midem yanıyor. Koltuğumun arkasında biri horluyor, önümdeki çocuk oyun oynuyor, otobüs hopluyor, ben deliriyorum. Gözümü kapatıyorum, nefes egzersizi yapıyorum: “4 saniye al, 4 saniye ver.” 10 dakika sonra pes ediyorum. O an anlıyorum: Bu yolculuk sadece bir ulaşım değil, karakter testi.
4. Sabah 5: Yorgunluk + Manzara = Varoluşsal Karma
Güneş doğarken camdan dışarı bakıyorum. Sislerin arasında pirinç tarlaları, küçük köyler, orman içinden çıkan dumanlar. O an bir huzur geliyor. Boynum tutulmuş, gözlerim yanıyor, ama kalbim rahat. Molada iniyorum, kahve alıyorum. 7.000 rupiah, yani 0.50 dolar. Tadı berbattı ama o kahveyi içtiğim an dünyanın en lüks şeyi gibiydi. Yanımda tuvalet var, ama içeriye sadece cesurlar giriyor. O yüzden ıslak mendil ve peçete candır. Bu kuralı yaz bir yere: Endonezya’da uzun yol = ıslak mendil zorunluluğu.
5. Gerçekler ve Rakamlar
Padang–Medan arası 800 kilometre. Normalde uçakla 1,5 saat. Ben 34 saatte gittim. Bilet fiyatı: 22 dolar. VIP koltuk farkı: +5 dolar. Uçak bileti: 120 dolar. Harcanan sabır: ölçülemez.
Otobüste güvenlik iyiydi. Çantamı aşağıya verdim, Medan’a vardığımda sapasağlam aldım. Ama yiyecek konusu fiyaskoydu. Yanıma sadece bir paket bisküvi almıştım. 6. saatte bitirdim. 10 saat boyunca aç gittim. Molada yiyecek almayı akıl edemedim. Medan’a varınca ilk işim KFC’ye gitmek oldu. O tavukları yediğim an kendimi Michelin yıldızlı bir restoranda gibi hissettim. Gerçek mutluluk buymuş: açlık sonrası kızarmış tavuk.
Mini kurtuluş rehberi:
- Boyun yastığı al. Boynun teşekkür eder.
- Noise-cancelling kulaklık hayat kurtarır (benimki Sony WH-1000XM4, iyi ki var).
- Offline müzik indir. İnternet 20 saatin yarısında çekmiyor.
- Molalarda in. Hava al, yürüyüş yap, nefes değiştir.
- Kafanı cama koyma. Cam kenarında kafa çarpması, en çok tekrarlanan Endonezya otobüs refleksi.
6. Zorluklar: Fiziksel + Mental Dayanıklılık
Bu yolculuk bana sabır eşiğimin ne kadar esnek olduğunu gösterdi. Gece klima çok üşüttü, gündüz sıcaktan terledim. Battaniye yetmedi, hırka giydim, o da yetmedi. Medan’a 100 km kala trafik durdu, 2 saat otobüs kıpırdamadı. Camdan bakıyorum, herkes sessiz. Teyze bile artık videoyu kapatmış. O an hepimiz aynı duygudaydık: “Neden uçak almadık?”
Midem bulandı, boynum tutuldu ama garip bir şekilde içimde huzur vardı. Çünkü işte bu da yolun bir parçasıydı. Her konfor kaybı, bana yeni bir sabır kattı. Backpacker olmak biraz da bu demek zaten: Her zaman kolay değil, ama her zaman öğretici.
7. Varış Noktası: Zafer Gibi Bir Ulaşma Hissi
Medan’a vardığımda saat sabah 5:30’du. 34 saat sonra o otobüsten indim. Gözlerim mor, saçım dağılmış, ama yüzümde garip bir gülümseme vardı. Bir Gojek çağırdım, sürücü “5 dolar” dedi. “Tamam” dedim, pazarlık bile etmedim. Duş aldım, kahve yaptım, yatağa uzandım. O an dünyanın en konforlu yatağıydı. Sonra kendi kendime dedim ki: “Bir daha asla.” (Ama seneye yine aynı rotayı yaparken buldum kendimi.)
Sonuç: Değer miydi?
Evet, hem de fazlasıyla. Çünkü o yolculuk sadece bir ulaşım değildi; bir sabır testi, bir içsel yolculuktu. 34 saat boyunca otobüste sıkışıp kalmak bana bir şey öğretti: Özgürlük her zaman konforla gelmiyor. Ve bazen o rahatsızlık, seni en çok değiştiren şey oluyor.
Bir gün sen de böyle bir uzun otobüs yolculuğuna çıkarsan, sadece biletini değil, zihnini de hazırlamayı unutma. Çünkü o yol, seni bir yere götürmekle kalmıyor, biraz da senin kim olduğunu gösteriyor. Ve bazen, o yolun sonunda bir duş, bir kahve, bir tavuk kovası, dünyanın en büyük ödülü olabiliyor.
Senin de böyle bir otobüs maceran varsa, yorumlara yaz. Belki bir gün aynı otobüste denk geliriz — sen sağ camda, ben koridorda, ikimiz de uyuyamadan.